Dağlara Tırmanmak
Geçen yaz, küçük bir kaya parçasının üzerinde oturmuş, binbir güçlükle tırmandığım yamacın eteklerinde kalan köyü seyrediyordum. Ter içinde kalmıştım, dizlerim titriyordu, ama gözlerimin önünde serilen manzara karşısında nefesim kesilmişti. İşte o an, yıllardır duyduğum o eski özdeyişin anlamı iliklerime kadar işledi: "Dağlara tırmanın. Dünyanın sizi görmesi için değil, sizin dünyayı görmeniz için."
Ne tuhaf değil mi? İnsanın aklına ilk gelen, zirvede dalgalanan bir bayrak olmak, aşağıdakilere el sallamak, "Ben buradayım!" diye haykırmak geliyor. Oysa dağa tırmanmak, aslında tam tersi bir erdem öğretiyor bize: alçakgönüllülüğü. Her adımda ciğerlerinin yandığını, kaslarının zorlandığını hissediyorsun. Doğa, sana ne kadar küçük ve kırılgan olduğunu hatırlatıyor. Zirveye vardığında ise beklediğin o "büyüklenme" hissi gelmiyor; aksine, ayaklarının altına serilen o uçsuz bucaksız dünya karşısında sessizce diz çöküyorsun.
Bizler, gösteri çağının insanlarıyız. Her yaptığımızı bir seyirciye sunma, beğenilme, onaylanma telaşı içindeyiz. Tırmandığımız dağların doruklarında bile bir anı fotoğrafı çekip paylaşacak kare arıyor gözlerimiz. Oysa dağların bize vaat ettiği şey çok daha derin: Bir nehir gibi kıvrıla kıvrıla akan zamanı görmek, bulutların gölgesinin toprak üzerindeki dansını izlemek, rüzgârın sesini duymak. Bunlar, paylaşılması için değil, yaşanması için vardır.
Dağlara tırmanmak, aslında içimize yapılan bir yolculuktur. Her yükselişte, dünyevi kaygılarımızı, kibirlerimizi, şehir hayatının tozunu bir bir geride bırakırız. Zirvede, gökyüzüne biraz daha yaklaşmış olmanın verdiği buğulu gözlerle, aslında ne kadar büyük bir bütünün parçası olduğumuzu fark ederiz. Manzara, yalnızca gözümüzün gördüğü değil; yüreğimizin hissettiği, aklımızın kavradığı bir hakikate dönüşür.
O halde, haydi dağlara. Ama unutmayın, sizi görecek birileri olsun ya da olmasın. Zirvede sizi bekleyen asıl ödül, aşağıdaki kalabalığın alkışı değil, kendi içinizde açan o engin sessizlik ve berraklık olsun. Dünyayı görmek için, anlamak için, kendinizi bulmak için. İşte o zaman tırmanışınız, sadece ayaklarınızın değil, ruhunuzun da bir yolculuğu olur.
