Erteleme, Ev İşi Kartı Gibidir

Erteleme, Ev İşi Kartı Gibidir


Christopher Parker’ın sözünü ilk duyduğumda gülümsemiştim. Sonra bir an duraksadım: bu kadar mı doğru? Gerçekten de ertelemek, kredi kartıyla yapılan o ilk alışverişin verdiği kısa süreli hazza benziyor. Harcarsın, alırsın, sahip olursun; ödeme günü sanki çok uzaktadır, hatta belki de hiç gelmeyecek gibidir. Ev hanımı olunca da kartın limiti biraz farklı işliyor ama özü aynı: yapılacaklar listesi biriktikçe faiz işliyor.Benim erteleme maceram genellikle kahvaltıdan sonra başlar. Önümde bulaşıklar, yapılması gereken bir temizlik, akşama hazırlanması gereken yemek vardır. “Önce bir çay içeyim,” derim. Çayı yudumlar, telefona bakar, bir iki videoya takılırım. “Beş dakika” derim ama o beş dakika, tıpkı kredi kartının limitini zorlamak gibidir: limit vardır ama sen onu yok sayarsın. Saat on biri gösterir, “Hâlâ vakit var” derim. Öğlen olur, “Öğleden sonra hallederim” derim. Öğleden sonra çocuklar okuldan gelir, derken derken akşam olur. İşte o an fatura gelmiştir: bulaşıklar hâlâ duruyordur, tozlar hâlâ masanın üzerindedir, akşam yemeği için ne yapacağımı bile düşünmemişimdir.Kredi kartı borcunu öderken duyduğumuz o keskin pişmanlık, ertelemenin sonunda yaşadığımız o akşam telaşında birebir yaşanır. “Neden yapmadım?” sorusu, tıpkı “Bu ay neden bu kadar çok harcadım?” sorusu gibi cevapsızdır. Oysa ertelemenin ilk anları ne kadar tatlıdır. Çayı yudumlarken, “Akşama hallederim” dediğimiz o an, kredi kartını vitrindeki o güzel tabağa uzatırken hissettiğimiz özgürlük duygusunun aynısıdır. Hiçbir şey yapmamak, tüm sorumlulukları askıya almak, zamana karşı kazandığımızı sanmak... Bu, kısa vadede insanı rahatlatan bir yanılsamadır. Ev hanımı olarak buna “bugün izinliyim” havası deriz, ama izinli olmadığımızı çok iyi biliriz.Ancak biriken işler de tıpkı biriken borçlar gibi faiz işletir. Ertelemek, borcu ötelemenin kendisidir. Üstelik faizi manevidir: uykusuz geceler değil belki ama sürekli zihnin bir köşesinde dönüp duran o yapılmamış işin ağırlığı, son ana kadar süren o içsel sıkışmışlık hissi. Mesela banyoyu erteledim diyelim; erteledikçe o banyo bir sonraki temizlikte daha zor kirlenmiş olarak karşıma çıkar. Kredi kartı borcunu asgarisini ödeyip rahatlamak gibi, işin sadece başını yapıp “Şimdi oldu” diye avunuruz. Oysa asıl borç, faiziyle birikmeye devam eder.Sonra bir sabah uyanırız ve artık ödemenin vakti geldiğini biliriz. İşte o an, tüm o ertelenmiş anların ekstresi gelmiştir. Misafir gelecektir ya da çocuğun okulundan bir etkinlik vardır ya da sadece bir sabah kalkarız ve evin bize “artık yeter” dediğini hissederiz. Yapılacaklar listesi bir anda iki katına çıkmıştır, çünkü erteledikçe o işlerin etrafına yeni işler dolanmış, her biri bir diğerini beslemiştir. Tıpkı kredi kartına yapılan bir harcamanın, diğerini tetiklemesi gibi. Bir gün ütüyü erteledim diye, ertesi gün ütülenecekler dağı taşırmış olarak bulurum kendimi.Samimi olmak gerekirse, hepimiz bu oyunu biliriz. Ertelemenin o ilk anındaki keyfi, belki de sonrasında çektiğimiz sıkıntıya değer mi? Çoğu zaman değmez. Ama yine de erteleriz. Çünkü insanız, anın cazibesine kapılırız, hedonik adaptasyon denen şeyin tam içine düşeriz. Kredi kartı borcunu öderken “Bir daha asla” deriz, akşam aceleyle bulaşıkları yıkarken “Bir daha asla” deriz. Ta ki bir sonraki ayın ekstresi gelene kadar. Ya da bir sonraki sabahın bulaşığı birikene kadar.Belki de yapmamız gereken, ertelemenin aslında bir borç olduğunu ve her borcun bir vadesi olduğunu içselleştirmektir. Veya daha iyisi, kendimize şu soruyu sormaktır: Bu ertelediğim işin faizi, bana şu an verdiği keyften daha mı ağır basacak? Cevap genelde evettir. Ama ne yapalım, kredi kartı da ev işi de ertelemek de bir tür iyimserliktir: ödeme gününü asla bugünmüş gibi düşünmeyiz.Parker’ın sözü işte bu yüzden bu kadar çarpıcıdır. Çünkü öyle ya da böyle, fatura her zaman gelir. Ev hanımı için fatura, akşam vakti tezgâhta duran bulaşıktır, misafir gelmeden yetiştirilmeye çalışılan tozdur, “yarın yaparım” denilen o dolabın taşan raflarıdır. Ve gelen her fatura, bize ertelemenin ne kadar eğlenceli başlayıp ne kadar sancılı bittiğini yeniden hatırlatır.Belki de hayat, ertelemekle yapmak arasındaki bu salınımda geçiyor. Borçsuz yaşamak ne kadar mümkünse, hiç ertelemeden yaşamak da o kadar mümkün değil. Önemli olan, en azından farkında olmak: şu an yaptığım şeyin, bir sonraki ayın ekstresine yazılacağını bilerek harcamak. Ya da hiç olmazsa, erteleme borcunu bir gün ödeyeceğimizi bile bile, o ilk anın tadını çıkarmak.Sonuçta hepimiz birer borçluyuz: kimi zamana, kimi eve, kimi kendine. Faturayı alana kadar da bu borçla yaşamayı öğreniyoruz. 

Bu yazı tam da sabah kahvesini “bir beş dakika” uzatan bir arkadaşına göre. Onunla paylaş, belki birlikte borçlarımızı öderiz 😊


Sevgi Seçen

✍️ Kişisel gelişim yazıları 🧠 NLP Uygulayıcısı 👇 Seans ve soruların için iletişim formunu doldurun . ✍️ Kişisel gelişim yazıları 🧠 NLP UygulayıcısıPotansiyelini gerçek sonuçlara dönüştürme zamanı. Hemen yaz.”

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski