Tarihçi denince akla gelen o nadir isimlerdendi İlber Ortaylı. O sadece geçmişi anlatan biri değil, geçmişi yaşatan bir üstattı. Radyo programlarından televizyon ekranlarına, dersliklerden kitap fuarlarına kadar her yerdeydi; ama hiçbir zaman popülizmin tuzağına düşmeden, hep o bildik duruşuyla, engin bilgisiyle karşımızdaydı.
Onu dinlemek ayrıcalıktı. Bir konuşmasında Çanakkale'yi anlatırken gözyaşlarını tutamaması, tarihin soğuk sayfalarından çıkıp yüreğimize dokunmasındandı. O gözyaşları, bir entelektüelin bu topraklara duyduğu aidiyetin, Cumhuriyet'e olan minnetin en saf ifadesiydi .
Galiba onu bu kadar sevmemizin sebebi, bildiklerini paylaşmaktaki cömertliğiydi. En karışık Osmanlı meselesini bile anlaşılır kılan o üslubu, bilgisayar kullanmadığını söyleyip ardından "Benim biyografimi başkaları yanlış yazıyor" diye serzenişte bulunduğu o naif samimiyeti , minyatür otomobil koleksiyonundaki çocuksu heyecanı... Tarihin tozlu raflarında kaybolmamış, hayatın içinde kalmış bir bilgeydi
