İnsanın İçindeki Engeller
“İnsanlar takılıp düşeceği taşı içinde taşır.” – Kleist
Alman yazar Heinrich von Kleist’in bu çarpıcı sözü, insan ruhunun en derin çatışmalarına ışık tutar. Çoğu zaman hayat yolunda karşılaştığımız düşüşlerin kaynağı dışarıdaki engeller değil, içimizde taşıdığımız görünmez taşlardır. Kendi korkularımız, alışkanlıklarımız, zihinsel sınırlarımız ve karakter zaaflarımız, adımlarımızı tökezleten gizli yüklerdir.Hayatta bizi durduran taşlar çoğu kez gözle görülmez. Basit bir alışkanlık, yıllar içinde büyüyerek bir dağa dönüşebilir. Sürekli eleştirilme korkusu taşıyan biri, bu taşı zihninde öyle büyütür ki her fırsatta geri adım atar. Oysa dışarıda onu yargılayan kimse kalmamıştır; taş artık yalnızca kendi içindedir. Bu sözün en güçlü yanı, suçu dışarıya yükleme eğilimimizi sarsmasıdır. Modern çağda başarısızlıklarımızı ekonomiye, ailemize ya da şansa bağlamaya alışığız. Kleist ise bize rahatsız edici bir soru yöneltir: Hangi taşı içinizde taşıyorsunuz?
Bitirilmemiş bir iş, affedilmeyen bir yanlış, ertelenen bir hedef ya da zehirli bir düşünce… Farkındalık, bu taşı tanımanın ilk adımıdır. Onu görmeden kaldırmak mümkün değildir. Kleist’ın sözü umutsuzluk değil, bilince davettir. Eğer düşeceğimiz taşı içimizde taşıdığımızı kabul edersek, onu yola koymak da elimizdedir. Stoacıların dediği gibi: “Dışarıda olanları değil, kendi yargılarını kontrol et.” İçsel taşlar çoğu zaman büyüttüğümüz hayali engellerdir. Onları oldukları gibi görmek, özgürlüğün başlangıcıdır.
Kleist, bu kısa ama derin sözüyle bizi içimize dönmeye çağırır. Düşüşlerimizin sebebi çoğu kez yıllardır sırtımızda taşıdığımız, büyüyüp engel hâline gelen o taştır. Onu fark etmek, adını koymak ve kenara bırakmak; sadece daha az düşmek için değil, aynı zamanda çok daha hafif yürümek içindir.
Özgürlük, dışarıdaki yolları düzlemek değil; içimizdeki taşları kaldırmaktır.
