Gölün İki Yakası
Deren, her sabah aynı saatte uyanırdı. Güneş henüz dağların ardından sızmamışken, gözlerini açardı. Ama açtığı anda, ikinci bir düşünce gelir ve onu yatağa çivilerdi: "Biraz daha..."O "biraz daha", aylar sonra bir saat, yıllar sonra bir ömür olup birikmişti. Yatağı, kabuğu olmuştu. Sıcak, yumuşak, tanıdık. Dışarıda kendisini bekleyen dünya ise soğuk, sert ve yabancıydı.Bir sabah, yine o ikircikli anında, gözü pencereden dışarıya takıldı. Gölün kıyısında bir adam duruyordu. Her gün aynı yerde, aynı vakitte. Ayakları suya değecek kadar yakın, dimdik, kımıltısız. Deren önce merak etmedi. Ama günler geçtikçe, adamın duruşu bir soruya dönüştü içinde.Bir sabah, "biraz daha"nın sesini bastırarak kalktı. Giysilerini giydi, kapıyı açtı ve göle doğru yürüdü. Rüzgar yüzüne çarptı, soğuktu. Ürperdi. Geri dönmeyi düşündü ama ayakları onu adama götürdü.Adam yaşlıydı. Yüzü, dağlardaki kayalar gibi çizgili, ama gözleri gölün derin suları gibi berraktı."Her sabah burada duruyorsunuz," dedi Deren, cesaretini toplayarak. "Üşümüyor musunuz?"Yaşlı adam gülümsedi. "Üşüyorum," dedi. "Ama üşümek, hissettiğimin kanıtı."Deren anlamadı. "Peki neden? Neden rahat bir yatak yerine buradasınız?"Adam elini göle doğru uzattı. "Şu gölü görüyor musun? Ne kadar sakin, ne kadar dingin. İnsanlar ona bakar, 'ne huzurlu' der. Ama gölün altında ne var, bilir misin?" Deren başını iki yana salladı. "Çamur, yosun, dibe çökmüş ölü otlar. Göl, hareket etmediği için dibinde ne varsa orada kalır. Ta ki bir fırtına çıkana kadar."Yaşlı adam, ardındaki dağı işaret etti. "Şu dağın zirvesinde bir pınar var. O pınar, durmaz. Yerinden çıkar, kayaların arasından süzülür, çağlayanlar oluşturur, hırçınlaşır, sakinleşir, ama asla durmaz. Ve yol boyunca ne toplarsa toplasın, hepsini denize taşır. Dibi temizlenir, suyu berraklaşır."Deren, "Yani rahat olmak kötü mü?" diye sordu."Rahat olmak, göl olmaktır," dedi yaşlı adam. "Rahatlık, bir süre sonra dibinde kendi atıklarınla yaşamaya mahkûm olmaktır. Oysa akarsu, her an kendini yeniler. Zorlanır, aşınır, bazen kurumaya yüz tutar ama asla çürümez."Deren eve döndü. O gece yatağında yatarken, yorganın altındaki sıcaklık ona ağırdı. Üzerine örtü değil, gölün dibindeki çamur serilmiş gibiydi Ertesi sabah, yine uyandı. Yine "biraz daha" dedi içindeki ses. Ama bu kez, başka bir ses daha vardı. Daha ince, daha uzaktan gelen bir ses: "Kalk. Üşü. Hisset."Zordu. Yataktan çıkmak, bir dağı tırmanmaktan farksızdı. Her sabah, bu küçük savaşı verdi. Bazen kazandı, bazen kaybetti. Kazandığı sabahlar, göle gitti, adamla konuştu, rüzgarı hissetti. Kaybettiği sabahlar ise gün boyu içinde bir ağırlık, bir çamur tadı.Aylar geçti. Bir sabah, yaşlı adamı göle yaklaşırken buldu. "Bugün farklı bir şey yapalım," dedi. "Bugün dağa çıkalım. Pınarı görelim."Yürüdüler. Yol dikti, nefes nefese kaldı Deren. Durup dinlenmek, geri dönmek istedi. Ama yaşlı adam durmuyordu. Adımları küçük ama kararlıydı. Sonunda, kayaların arasından süzülen incecik bir su damarına ulaştılar. Pınar, bir bebeğin bileği kalınlığında, toprağın bağrından çıkıyordu."İşte burası," dedi yaşlı adam. "Ne kadar küçük değil mi? Ama durmadan akar. Her gün, her an, aynı kararlılıkla. Ve bu kararlılık, aşağıda koskoca bir göle hayat verir."Deren, pınara baktı. Suyun çıkışındaki o inatçı, ısrarcı hareketi gördü. "Bu... disiplin mi?" diye sordu."Disiplin, senin pınarın," dedi yaşlı adam. "Her sabah yataktan kalktığında, akan sensin. Her seferinde 'biraz daha' dediğinde, duran ve dibe çöken sensin. Disiplin, rahatlığın asla inşa edemeyeceği bir benlik yaratır. Rahatlık, sana çamurdan bir saray yapar; güzel görünür ama ilk sarsıntıda yıkılır. Disiplin ise kayadan bir yol örer; her adımında ayağını keser, kanatır ama seni zirveye çıkarır."
O gün dağdan inerken Deren, içinde bir şeyin değiştiğini hissetti. Yataktan kalkmak artık bir savaş değil, bir seçimdi. Pınar olmanın seçimi. Durup dibe çökmek yerine, akmanın, yol boyunca taşları aşındırmanın, soğukta üşümenin ama hissetmenin seçimi.Yıllar sonra, Deren artık göl kenarında durmuyordu. Dağa tırmanan, pınarı ziyaret eden, çağlayanlara karşı duran biriydi. Yüzünde, yaşlı adamınki gibi çizgiler belirmişti. Gözleri ise gölün değil, akarsuyun berraklığındaydı.Ve her sabah uyandığında, içindeki ses hâlâ fısıldardı: "Biraz daha..." Ama Deren artık gülümser, yorganı atar ve "Bugün akacağım," derdi. Çünkü bilirdi ki, gelişim, rahatlığın dışında gerçekleşir. Ve disiplin, rahatlığın asla inşa edemeyeceği bir benlik yaratır.
